Savaşkan İlmak

Savaşkan İlmak


MOTORSİKLET KULLANMAK, BANA ÇOK ŞEY ÖĞRETTİ

13 Mart 2018 - 00:12 - Güncelleme: 28 Nisan 2020 - 09:29

İki tekerlekli bir aracı ilk defa kullandığımda henüz ilkokula başlamamıştım. O küçük yeşil bisikletimden kocaman siyah Kawasaki’me, 1977’den 2017’ye, kırk yıl boyunca iki teker aşkım hiç ama hiç azalmadı. Aksine sürekli arttı, her geçen yıl daha da derinime işledi…

***

Yaşamla ilişkimi, özgürlük ve heyecan algımı, tehlike ve risk karşısındaki tutumlarımı biçimlendiren ‘sevgili tutkum’ bana şunları da öğretti:

Türkiye’de iyi bir motora sahip olmak da güven içinde motor kullanmak da oldukça zor.

Birincisini fahiş vergiler ve akaryakıt fiyatları zorlaştırıyor.

İkincisini ise biz, trafiktekiler…

Milletimi küçümsüyor değilim; bunu biraz açmalıyım.

Motorsiklete bindiğim her gün, ama en çok da İstanbul-Alanya, Manavgat-Hatay ve Antalya-Ankara arasında yaptığım uzun motorsiklet yolculuklarında gördüm ki:

Eğer motorsiklet kullanıyorsan, doğrudan bir önyargının hedefi oluyorsun.

Motorsiklet kullanan adam = hippi, satanist, berduş, entel, artiz…

Öyleyse, sıkıştırabildiğin kadar sıkıştır!

Korkutabildiğin kadar korkut!

Mümkünse devir, öldür!!!

Halbuki -hani böyle bir savunma yapmama dahi gerek yok aslında ama-belli bir hacmin, diyelim ki belli bir fiyatın veya kalitenin üzerindeki motorsikletleri kullanan kimseler, hele hele de chopper, enduro ya da touring motor kullanıcıları, büyük olasılıkla toplumumuzun en yüksek eğitimli, en hümanist kesimine mensup kimselerdir; keza onlar, çevre duyarlılıkları çok yüksek, hayvansever ve barışçıl kimselerdir. Kavgadan, hırgürden hazetemezler…

Yarış motoru(racing) kullanan ve çevreye ait olmaktan çok çevrenin içinden yıldırım hızıyla geçmeyi tercih eden arkadaşları küçümseyip kırmak istemem. Hepsi şaftı kırmış değildir, onların içinde çok çok değerli, entelektüel, kendiyle barışık dostlarım var ve onların tutkusu -bana öyle geliyor ki-‘görünmez olmak’…

Duyulmak ama görülmemek; yaşamak ama kısıtlanmamak; var olmak ama dizginlenmemek…

Bir arzu, bir ütopya…

(Kulaklarınız çınlasın sevgili arkadaşlarım Nalan Beler ile Fatih Murat Öztürk ve nur içinde yat sevgili ağabeyim Arif Razgatlıoğlu)

***

Arzusu, tarzı, motor seçimi ne olursa olsun…

Lütfen bir deneyin; yaklaşın, konuşun kendileriyle.

Göreceksiniz…

Dünyaları çok renklidir motor kullanan erkeklerin ve kadınların…

Yüreklerinin içinde afacan, kırılgan, aşık çocuklar yaşar.

Eşyaya ya da bir başka insana sahip olmakla değil, doğrudan hayatın bir parçası olmakla ilgilenir onlar.

Otomobillerin görmediği, kıyısından hızla geçip gittiği ‘Radyatör Kasabasında’ onlar dururlar, oranın hayatına katılırlar.

Anayoldan sapan küçük patikalar var ya…

Hani otomobiller, otobüsler yanından vızzt diye geçer, bırakın girmeyi göremez bile; motorcular işte o patikanın, o toprak yolun ya da yola bile benzemeyen o şeyin yanında dururlar. Haritalarına bakarlar ve oraya saparlar. Sonunda öyle yerlere ulaşırlar ki ne belgesellerde size gösterirler ne de gezi dergileri keşfedip fotoğraflamıştır oraları…

O cennet vadiler, o bâkir platolar, nüfusunu yitirmiş köyler, eşsiz mezralar, erişilmez yaylalar…

Bütün bir ülke…

Hiç bilinmeyen yüzüyle…

(Kulaklarınız çınlasın sevgili Nasuh Mahruki ve Ali İbrahim Öz)

***

·Motorcular, biraz aşk-perest, biraz rüzgâr-perest, fakat hep de ‘kıvamında hayalperest’ insanlardır; altlarında homurdayan güçlü makinalarla bir yandan savaşıp bir yandan sevişirken aslında aşkın insanı yakan, yıkan, darmadağın eden tarafıyla yüzleşirler, bir çeşit sınav yaşarlar. Kimi yanar, kül olur; kimi uçar, savrulur.

Onları her seferinde yollara çağıran şey budur.

Hayalperestlikleri işte tam da bununla ilgilidir.

(Kulakların çınlasın sevgili dostum Serden Togay)



·Mortorcular, çok naif insanlardır; doğaya nerede boyun eğeceklerini, onu gücendirmeden nasıl derelere, ırmaklara, çayırlara, ormanlara karışacaklarını iyi bilirler.

Anlatmaktan ya da dinlemekten çok hoşlanmazlar; bizzat en doğal hâli yaşamaları gerekir.

Tanık değil, kahraman olmaktır onların harcı.

(Kulakların çınlasın sevgili Mirgün Cabas)

·Motorcular, yürekli insanlardır. Otomobil, minibüs, karavan vesair taşıt kullanıcılarının üstlerini örten o demirden şöför mahallinin telkin ettiği üfürükten cesarete sığınmadan, gök kubbe altında sadece kendileriyle ve varsa artçılarıyla o kadar uzaklara giderler, öyle ıssız yerlere uğrarlar ki bu, hakikaten öd ister ister. Aslına bakarsanız herkesin önyargıyla yaklaştığı, on sürücüden neredeyse yedi sekizinin yol vermek yerine banketle yol arasına sıkıştırmayı seçtiği, bazen bile bile tehlikeye attığı bir topluluğa gönüllüce katılmış olmak, bu yürekli insanları birbirlerine daha da yaklaştırır.

Çelikten ve kromdan daha güçlü bağlar oluşturur aralarında…

(Kulaklarınız çınlasın sevgili dostlarım Sedat Katıkol ve Yusuf Ziya Özkan)

·Motorcular, çok organize -daha açığı, zor koşullarda hızlı örgütlenmeyi fevkalade iyi becerebilen- insanlardır. Bir bakın, dünyanın neresinde çevreci bir eylem olsa orada hemen bir motor homurdar. Sonra biri daha ve sonra biri daha… Toplanırlar, ortak ve güçlü bir ses çıkarırlar…

Ben bunu yalnız gezer olmaktan azıcık uzaklaşıp çağdaş, vatansever, çevreci insanlardan oluşan Alanya Demiratlılar Motorsiklet Kulübü’ne katıldığımda iyi anladım. Çok istediğim halde etkinliklerinin her birine katılamamış, sıklıkla‘devamsızlık’ yapmış olsam ve şimdi kulüp arkadaşlarımın uzağına savrulmuş olsam da, hatta şu anda bir motorum bile olmasa da, hiç fark etmez, hâlâ onlarla aynı oranda adrenalinin damarlarımda dolaştığını hissediyorum.

(Kulaklarınız çınlasın kıtalar aşan sevgili başkanım İsmail Hakkı Erdağ)

O, benim tanıdığım en harbî, en hakikî motorcu..

Bu anlattıklarımı, kendisiyle yıllar öncesine dayanan tanışıklığımda ve dostluğuyla zenginleşerek, yaşayarak öğrenmiş olmak, beni gururlandırıyor. Tıpkı diğer ‘Alanya Demiratlılar Motorsiklet Kulübü üyeleri’ gibi....

Ve iki teker tutkumu pekiştiren bu çok özel dostluk, bana hâlâ, her gün yeni şeyler öğretiyor…

YORUMLAR

  • 0 Yorum