Tuğrul Türkeş: Cumhur İttifakı'nın proje müellifi benim

AK Parti milletvekili ve 28. Dönem AK Parti Ankara 1. Bölge 1. Sıra milletvekili adayı Yıldırım Tuğrul Türkeş, Radyo Sputnik Seçim Özel yayınına konuk oldu. “Cumhur İttifakı’nın proje müellifi benim” diyen Türkeş, HÜDA PAR Başkanı’nın Türk bayrağına ilişkin sözlerinden rahatsızlığını dile getirdi.

Tuğrul Türkeş: Cumhur İttifakı'nın proje müellifi benim
25 Nisan 2023 - 10:38
Türkiye’de 14 Mayıs'ta gerçekleşecek olan Cumhurbaşkanlığı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi için geri sayım sürerken, ülkenin gündeminde ekonomiden 6 Şubat depremlerinin sonrası normalleşme çabasına; dış politikadan savunmaya kadar pek çok gündem başlığı meşgul ediyor. AK Parti milletvekili ve 28. Dönem AK Parti Ankara 1. Bölge 1. Sıra milletvekili adayı Yıldırım Tuğrul Türkeş, bu kritik döneme dair pek çok meseleyi Radyo Sputnik’te yayınlanan Elif Sudagezer Tüzüner ve Fethi Yılmaz’la Seçim Özel programında değerlendirdi.
‘Milliyetçi partilerin farklı ittifaklarda yer alması, yeni modern milliyetçiliğin ilk adımları’
2023 seçimlerinin üzerine en çok tartışılan konularından birisi şüphesiz ittifaklar oldu. “MHP Cumhur İttifakı’nda, MHP'den ayrılan İYİ Parti Millet İttifakı’nda yer alırken yine MHP'den ayrılan Sinan Oğan ise ATA İttifakı'nın cumhurbaşkanı adayı oldu. Milliyetçi partilerin farklı ittifaklarda konumlanması ‘ülküdaşlıkta’ bir dağılma olduğunu mu gösteriyor?” sorusunu Türkeş şöyle yanıtladı:
"Türkiye'de kendisini 'milliyetçi’ vasfıyla andıran insanlar bugün birçok siyasi partinin içinde. AK Parti'de var, Milliyetçi Hareket Partisi'nde var. Keza İYİ Parti için tamamıyla MHP’den bir kopuş demesek dahi İYİ Parti'nin içinde de kahir ekseriyet var. Zafer Partisi'nde de (bu insanlar) var. Bunlar nüansları gösterir, bir dağılma değil. Ben bunu daha çok 21. yüzyıldaki yükselen bu yeni modern milliyetçiliğin ilk adımları olarak değerlendiririm.”
Tuğrul Türkeş, kendisinin neden AK Parti’de siyaset yaptığını ise "Ben kendi irademle Milliyetçi Hareket Partisi'nden çıkıp tay tay tay yürüyerek AK Parti'ye gitmiş değilim. 2015 yılında Türkiye'de iktidar oluşamadı. AK Parti iktidardan düşmüştü, yani milletvekili itibariyle ve yeni bir hükümetin oluşturulamaması neticesinde seçim önlemeye gitti Türkiye. Orada bana bir anayasal görev teklif edildi. Yani '2 aylık bir seçim hükümetinde görev yap' dediler; ben de bunu kabul ettim. O dönemin MHP yönetimi bunu kendilerine karşı bir başkaldırı olarak nitelendirdiler ve beni ihraç ettiler. Ama ben ona yasal bir ihraç demem. Hal öyle olunca; ben de siyasette devam etmek istiyordum, AK Parti'den de bir davet var. Ondan sonra da AK Parti'ye geçtim ve 2015'ten beri de kesintisiz 8 yıldır AK parti'de hem milletvekilliği yapıyorum hem de siyaset yapıyorum” diye açıkladı.
‘Cumhur İttifakı’nın proje müellifi benim’
‘Cumhur İttifakı’nın proje müellifi benim’ diyen Türkeş, 2018’de AK Parti ve MHP arasında seçim ittifakı kurulması sürecini şöyle anlattı:
"Bu projenin müellifi benim. Tabiri caizse beni önce bir attılar fakat baktılar ki benim bir yerime bir şey olmadı, yaralanmadım, 'Ha iyiymiş bak biz de atlayabiliriz' dediler ve atladılar diye değerlendirebiliriz. Ama şaka bir tarafa bu işin proje müellifi benim. Türkiye 2015 seçiminin öncesinde AK Parti'nin zayıflamasıyla birlikte, uzun süre iktidarda olan bütün yapılarda bu olur, bunun güçlendirilmesi gerektiği tezini zaten savunuyordum. Bu seçim hükümetinde kısa dönemli bir görev teklifi de buna bir fırsat verdi. Ben önce bakanı kabul ettim sonra AK Parti’ye geçince tabanla teşkilatlarla uyum halinde çalıştım bir yabancılık çekmedim. Genelde onu gözlemlediler ki 'Bak oluyor' dediler, arkamdan geldiler. İyi de ettiler. 'Niye geldiler, geç geldiler' demem. Gelinmiş olması ve bugün Türkiye'de merkez sağ diye tabir edebileceğimiz bir Cumhur İttifakı'nın oluşup iktidara talip olmasını ben memnuniyetle karşılıyorum."
‘Kılıçdaroğlu, HDP ile görüşme sonrası açıklama yaparken Mithat Sancar konuşuyor sandım’
Seçim ittifakları gündemdeyken, tartışılan konuların başında ise AK Parti-MHP ve HÜDA PAR’ın ortaklığı geliyor. Hem Cumhur hem de Millet ittifaklarındaki zıt görüşlerle ilgili soru üzerine Türkeş “HÜDA PAR sütten çıkmış ak kaşıktır demiyorum ama PKK ile arasındaki ilişkiye mesafe koyamayan, PKK ile olan ilişkisini kesemeyen bir HDP, Kılıçdaroğlu'yla bir görüşme yapıyor. Üstelik tek görüşme olduğuna inanmak çok zor. Beni en çok endişeye sevk eden şey ise toplantı sonrası Sayın Kılıçdaroğlu'nun HDP temsilcisi gibi konuşuyor olmasıydı. Yani Sayın Kılıçdaroğlu 2 yıldır Sayın Bahçeli'yle ülkücülüğünü yarıştırıyor, ‘Bahçeli sen mi ülkücüsün ben mi ülkücüyüm’ diyordu. Tam Kılıçdaroğlu için ‘Allah Allah, adam hidayete erdi derken bir gün kafamı kaldırıp televizyona baktım. Mithat Sancar konuşuyor zannettiğim kişi Kılıçdaroğlu’ymuş. Yani bir saatlik toplantıda bu kadar mı değişir” diye tepki gösterdi.
‘HÜDA PAR ve genel başkanından rahatsız olma hakkım, demokratik bir hak’
HÜDA PAR Genel Başkanı Yapıcıoğlu’nun ‘Türk bayrağının ismi bana problemli geliyor’ sözlerinin hatırlatılması üzerine HÜDA PAR’a da tepki gösteren Tuğrul Türkeş “Onun o bayraktan rahatsız olma hakkı varsa benim de HÜDA PAR’dan ve onun genel başkanından rahatsız olma hakkım demokratik bir hak. Yani yapsın da görelim” dedi.
‘294 milletvekili olan bir siyasi partide kafanıza göre kürsüye çıkayım deme şansınız yok’
AK Partili Türkeş’e zaman zaman kendisine yöneltilen ‘yeteri kadar önerge vermiyor, meclis kürsüsünde yeterince göremiyoruz’ eleştirilerini de hatırlattık. Türkeş “Bir siyasi partinin mensubu olarak hele ki 294 milletvekili olan bir siyasi partide sizin kafanıza göre 'Kürsüye çıkıyım bugün şöyle bir konuda konuşayım böyle bir dilekçe vereyim' deme hakkınız yok, şansınız da yok. Asıl gruba ‘ahali Tuğrul'a niye söz vermiyorsunuz' diye sormak lazım. Bundan ben de şikayetçiyim ama yapılabilecek bir şey yok” dedi.
Yakın çevresinden de benzer çıkışlar olduğunu aktaran Türkeş “Bu konuda eş dost dahil 'Ne oldu bıraktın mı, hiç konuşmuyorsun' diyor. Canım ben deli değilim ki kendi başıma konuşacağım. Ben büyük bir siyasi partinin milletvekiliyim. Konuş derlerse konuşurum vermezlerse de konuşmam yapacak bir şey yok, susup oturuyoruz. Buradan da teşekkür ederim yani inşallah bu yayında çok insan dinler de derdimiz anlaşılır” diye ekledi.
‘Cumhurbaşkanı çıkıp 'Bana bir yıl verin ben bir yıl içinde bu şehirleri tekrar ihya ederim’ dediğinde kimse tersini söyleyemez’
AK Parti’nin “Yaparsa AK Parti yapar” şeklindeki sloganlarına ise Türkeş "Bir kere AK Parti iktidarı 20 yıllık bir iktidar. Zaman içinde MHP gibi diğer partiler gibi ufak tefek eklemeler olsa dahi 20 yıllık bir AK Parti iktidarı var. Bunun kötü tarafları var; yani yıpranma ister istemez olur ama iyi tarafları da neyi 'Yapacağım' dediğinde yapabildiğini neyi daha az yaptığını, eksik yaptığını da vatandaş biliyor. Yani son depremde Sayın Cumhurbaşkanı çıkıp 'Bana bir yıl verin ben bir yıl içinde bu şehirleri tekrar ihya ederim, ayağa kaldırırım, canlandırırım, buralarda tekrar hayat rutinine oturur' dediğinde Türkiye'de muhalifi dahil hiç kimse 'Yapamaz bu bunu' demez, diyemez. Çünkü geçmiş performans gösteriyor ki, Tayyip Bey bu tip taahhütleri, kabinesi ile birlikte bu işlere odaklanması halinde bunlardan neticeler çıkıyor” dedi.
‘Hükümetimiz enflasyonu aşmak için elinden geleni yapıyor’
Türkiye’nin enflasyonla mücadele süreciyle ilgili de değerlendirmelerde bulunan Türkeş “Bir şeye dikkat etmek lazım; Bu olay iki konuyla eş zamanlı olarak gelişti. Birincisi dünyada bir pandemi yaşadı. Yani herkesin evlere kapanıp ekonomilerinin neredeyse durma raddesine geldiği bir dönem ile bunu birbirinden kopuk 2 ayrı mesele gibi değerlendiremeyiz. Bir kere onun şartlarının buraya ne etkisi oldu ona bakacağız. İkincisi dünyada da bir enflasyon var. Evet, bizim kadar yüksek değil ama dünyada da bir enflasyon var. Bu şartların içinde burada uygulanan birtakım siyasetin de buna etkisi olduysa bunların hepsi bir bütün olarak bu enflasyonu getirdi. Ama hükümetimiz gayretle bunu aşmak için de elimden her geleni yapıyor” dedi.
‘Kaddafi’nin uçaklarından söküp bize verdiği lastiklerle, 74'teki Kıbrıs Harekatı'nı becerebildik. Savunma sanayi bu yüzden önemli’
“AK Parti, milli savunma sanayi alanında yapılanlar anlatılıyor ama geleceğe ve gelecekteki ekonomiye, neler yapılacağına dair net ve somut bilgiler vermiyor” yorumlarının hatırlatılması üzerine Türkeş "Az önce işaret ettiğim gibi pandemiyle birlikte tüm dünyayla bir sıkıntıya girdik bunu inkar etmenin alemi yok. Enflasyon çok yüksek, hayat pahalılığı var. Dün ben markete gittim, televizyonda neyden şikayet ediliyorsa ben de markete gittiğimde aynı şeylerden şikayetçiyim. Kimse bundan münezzeh değil, Tenzih edilmiş değil. Ama bu 'AK Parti ekonomiyi idare edemiyor' demek değil ki. 20 senedir ilk 11-12 yıl gayet iyi gitti daha sonra dünyayla birlikte,mortgage krizi geldi vesaire. Türkiye bunların hepsinin üstünde sörf yapmayı becerdi. Ama savunma sanayi dediğimizde, 74-80'lerdeki savunma sanayi bizim tercihimiz değildi. 1974'te Kıbrıs Harekatı sırasında müttefikimiz, stratejik partnerimiz ve NATO'daki ortağımız ABD; uçaklarımıza iniş kalkış için lastik vermedi. Libya'da rahmetli Kaddafi uçaklarından lastik söktü, bize verdi. Biz de onlarla 74'teki Kıbrıs Harekatı'nı becerebildik. Bu Türkiye'ye bir şey gösterdi, stratejik ortağın da olsa müttefikin de olsa bunlara güvenip savunma sanayini bunların eline bırakmak caiz değildir. Ondan sonra Türkiye kendi savunması ile ilgili çalışmalara başladı. Çok şükür yıllar içinde de savunma sanayimiz çok iyi yerlere geldi. Bu konuda da ekonomik olarak artı değer yaratmak açısından da savunma açısından da bu gelişmenin önemli olduğunu düşünüyorum” yanıtı verdi.
‘Kira krizi’ değerlendirmesi: ‘14 Mayıs sonrası yerine oturacaktır’
“Ülke genelindeki kira krizi nasıl çözülür” sorusu üzerine ise Türkeş şunları söyledi:
"Bu spekülatif. Türkiye'nin seçim ortamında olmasının neticesinde bir takım insanların kötü niyetle yaptığı bir şey. Şu anda piyasadaki rakamlar gerçek rakamlar değil. Ben eskiden beri Ankara'da yaşıyorum. Kirada yaşadığım zamanlar oldu. Ankara'daki kira rakamlarını bilirim. Şu anda duyduklarımız inanılır şeyler değil. Bir evin bir yıllık bir kirası 10 yıl içindeki satın alma maliyetinin belli bir oranındadır. Çarpıp böldüğünüzde bütün dünyada bunun bir matematiği var. Türkiye'de bu matematik gitti. Yani bunu iktidara veyahut herhangi bir yere fatura etmek doğru değil. Şartların getirdiği bir spekülasyon. Ben bunun 14 Mayıs'taki seçimden sonra seçimin sonucu ne olursa olsun yerine oturacağını düşünüyorum. Bu böyle devam edemez. Memurun aldığı maaş kadar adamdan kira isterse veremeyeceği açık. Yabancı da sonsuz değil ki. 50 bin yabancı 100 bin yabancı, gerisi ne olacak?”
‘Türkiye dış politikada akıllıca hareket ediyor’
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen yaptığı bir konuşmada 'Biz emperyalist düzene dur dedik' diye bir ifade kullandı. Keza dünyada da artık dünyanın çok kutuplu bir hale evrildiği de konuşuluyor ki son dönemde Ortadoğu'da Çin'in arabuluculuğunda İran ve Suudi Arabistan'ın yan yana gelmesi ile BRICS ülkelerinin doların dünya üzerindeki etkisini kırmak için adımlar atması; Türkiye'nin ise geçmişte bozulan Mısır ve İsrail ile ilişkilerini yeniden düzeltmesi gibi olaylar yaşandı. Sizce Türkiye'deki dış politika rayına oturdu mu? Son 10 yılda geçmişte ne hatalar yapıldı da bunlardan mı dönüldü?
"Hata meselesi değil de şöyle; biraz daha ufki biraz daha yukarıdan, hatta bir uydudan bakmak lazım. Her yüzyılın başında o yüzyılın egemenleri dünyayı yeniden şekillendirir. 18. yüzyıla da baktığımızda 19. yüzyıla da baktığımızda aynı olaylarla karşılaşırsınız. Şimdi de 21. yüzyılın ilk çeyreğini bitirmek üzereyiz. Onların getirdiği bir takım problemler ve sıkıntılar var. Bölgesel sürtüşmeler, enerji hatları meselesi, büyük ticari güzergahlar ile deniz yolları konusu var, bunların da kimin elinde olacağı konusunda kavgalar var. Bunların bölgesel çatışmaları oluyor ve olur da. Her dönem olmuştur. 21. yüzyılda da aynı şeyleri yaşıyoruz. Türkiye çok stratejik bir bölgede. Türkiye'nin jeopolitiği çok önemli. Asya ve Avrupa arasında; Akdeniz'deki enerji güzergahları açısından önemli bir yerde. Bu kadar fiksiyonun içinde herkesle her gün canım cicim geçinemezsiniz. Burnumuzun dibinde bir gün Ukrayna ve Rusya arasında bir çatışma çıktı. Nerden çıktı kim çıkardı apayrı uzun tartışmalar. Ama neticede her ikisiyle de dost olduğumuz, iyi ilişkilerimizin olduğu, hem ticaretimizin iyi olduğu hem de diplomatik münasebetlerimizin iyi olduğu iki ülke çatıştı. Türkiye'nin burada pozisyonunun ne olması gerektiğine baktığınızda, Türkiye burada en akıllı siyaseti seçti. Akdeniz'de de keza; Mavi Vatan dediğimiz projeyle ilgili işin içine 40 kişinin eli kolu girip çıkıyor. Oralarda bu çatışmalara Türkiye'nin hatası diye bakmak doğru olmaz. Ülkelerin zaten ebedi dostlukları ya da düşmanlıkları olmaz. Ülkelerin çıkarları ve menfaatleri olur, ülkeler de ona göre siyasetlerini oluşturur. Bana göre Türkiye de akıllıca bunu yapıyor."

Türkiye’nin göç politikaları ne yöne evrilmeli?
"Suriye'de yaşanan olağanüstü hal sebebiyle oradan çok fazla göç aldığımız açık. Bunların çok cüzi bir kısmı döndü ama geriye kalanının da döneceğini umuyoruz. Tabii ki bir kısmı da burada kalacaktır. Zaten bu coğrafya her zaman göçle zenginleşmiş bir coğrafyadır. O bakımdan da şahsen ben yabancı düşmanlığına karşıyım. Ama gelsin Suriyeli vergi vermesin, sigortasız çalışsın Türkiye'deki emeği çalsın demiyoruz. Bu anlamda Türkiye'de yaşanan problemlerin farkındayım ve bunları takip ediyoruz. Ama diğer taraftan da buraya gelen insanlara kolaylaştırıcı olmanın da zaruret olduğunu düşünüyoruz. Mesele; Suriye'de birçok el işin içindedir, o eller ile bir uzlaşı noktasına gelinip Suriye'deki nüfusun çoğunluğunu yerine döndürürsek, onlar da kendi doğdukları ülkelere döndüğünde daha mutlu daha refahlı yaşayacaklarını düşünür ve giderler. Bir kısmı burada kalır mı? Kalır. Buradan ABD de Almanya da adam seçip götürüyor. Onlar da belli bir takım kriterlere göre, daha 'elitist' diyebileceğimiz seçimler yapıyorlar. herkesi almıyorlar ama eğitimlisini vesairesini alıyorlar. Göç bütün dünyanın realitesi. Avrupa Birliği'nin yaklaşımını da çok vahşice buluyorum. Yani Yunan feribotları, insanların ölmeleri için şişme botları patlatıyor ve batırıyor. Bu bizim ahlakımızda, töremizde, dini inancımızda, Türklükte de yok, Müslümanlıkta da yok.”
Olası büyük İstanbul depremi beka meselesi mi?
"Bir an önce yapı denetimini artırıp rehabilite edilmesi gereken binalara gitmemiz lazım. Çünkü insanları deprem değil kötü inşaat öldürüyor. Bu laf çok klişe olmakla beraber doğrudur. Dünyanın her yerinde deprem oluyor ama bu kadar zaiyat olmuyor. Antakya'da bir sokağın tamamı yok olmuş vaziyette. Bu deprem mi yoksa hırsızlık mı? Deprem mi yoksa kötü inşaat kalitesi mi? Camı çatlamamış 1400- 1600'lü yıllarda yapılmış tarihi yapılar var. Deprem zamanı hepimiz televizyon karşısındaydık, hatırlarsanız oranın Mimarlar ve Mühendisler Odası bir bina yapmış cıncık gibi, binanın camı bile çatlamamış" diyen Türkeş, şöyle devam etti:
"Şimdi İstanbul hepimizin büyük korkusu ve olmasın istiyoruz. Beklemekle de olmuyor. Bu tür binaların hızla ele alınması, devletin önderliğinde ama vatandaşların da müteahhitlerin de herkesin katkı sağlayarak bunun bir an önce sağlam yapıya dönüştürülmesi lazım. Japonya'da da 7.7 deprem oluyor, tutunuyorlar bekliyorlar ondan sonra hayatlarına devam ediyorlar. Bizim de o kaliteye gelmemiz lazım."

‘Kızılay’ı ticarete döndürdüm dersen, git kendine ticarethane kur derler’
Kızılay Başkanı Kerem Kınık'a ilişkin hem AK Parti içinden hem muhalefetten hem de toplumun önemli bir bölümünden eleştiriler yöneltilmişti. Türkeş konuya ilişkin şu değerlendirmeleri yaptı:
"Aklı olan herkes eleştirir. Ben ilkokula giderken Kızılay kolu başkanıydım. Bir zarf verilmişti elime dediler ki 'Sen Kızılay kolu başkanısın, 1 lira 1 lira arkadaşlarından yardım toplayacaksın' dediler. İlkokulda yaptığım ilk ciddi işti. Herkesten bağış toplayarak zarfı götürüp öğretmene teslim ettim. Güzel bir iş yaptım diye kendimle iftihar ettim. Eskiden beri Kızılay konusu gündeme geldiğinde zaman zaman Kızılay'ın stoklarıyla ilgili şaibeler iddialar çıksa dahi bu kurum bir güven kalesiydi. Bunun hiç kimsenin hiçbir şartta yıpratması doğru değildir. Yıpratmaya hakkı yoktur diye düşünüyorum. Bu noktada, 'Ben çok akıllıyım benim IQ'um çok yüksek, ben burayı ticarethaneye döndürdüm' dersen 'Git kendine ticarethane kur' derler adama. Burası Türkiye'nin bütün dünyada da emsallerinin olduğu Kızılay'ı. Buranın para kazanması gibi bir meselesi yoktur. Buranın toplum kriz halindeyken sıkıntılı anında yardıma koşması gereken yeridir. Battaniyesini gördüğümüzde üstünde 'Türk Kızılayı' yazar ve bu hoşumuza gider. Deprem olduğunda vesaire, insanlara konserve balıktan tutun da bisküviye kadar her şeyi Kızılay verir, bedelsiz dağıtırsınız. 'Ben çok akıllıyım bunu aldım yaptım' dersen 'Git başka yere yap' derler adama."

Hazırlayanlar: Fethi YILMAZ, Elif SUDAGEZER

YORUMLAR

  • 0 Yorum