30-30-30 kuralına dikkat: Bu koşullarda risk çok yüksek
Orman yangınlarında 30-30-30 kuralına dikkat çeken Prof. Dr. Doğanay Tolunay, sıcaklığın 30 derecenin üzerine çıktığı, nemin yüzde 30'un altına düştüğü ve rüzgar hızının saatte 30 kilometreyi aştığı koşullarda yangın riskinin çok yüksek seviyeye çıktığını söyledi.
Editör: Alanya Time - 1
13 Ağustos 2026 - 13:21
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Doğanay Tolunay, orman yangını riskinin kritik seviyeye ulaştığı meteorolojik koşullara karşı uyardı. Tolunay, hava sıcaklığının 30 derecenin üzerine çıkması, nemin yüzde 30'un altına düşmesi ve rüzgar hızının saatte 30 kilometreyi aşması durumunda yangın riskinin çok yüksek seviyeye çıktığını belirtti.
Türkiye'de orman yangını tehlikesinin genellikle 1 Mayıs-1 Kasım döneminde yükseldiğini belirten Tolunay, özellikle haziran, temmuz ve ağustos aylarında meteorolojik koşulların yangınların çıkması ve yayılması açısından daha kritik hale geldiğini söyledi.
Orman yangınlarında 30-30-30 kuralı nedir?
30-30-30 kuralı, orman yangını riskinin yükseldiği üç kritik meteorolojik koşulu ifade ediyor. Buna göre;
Hava sıcaklığının 30 derecenin üzerine çıkması,
Nemin yüzde 30'un altına düşmesi,
Rüzgar hızının saatte 30 kilometrenin üzerine çıkması durumunda yangın riski çok yüksek seviyeye ulaşıyor.
Tolunay, "Hava sıcaklığının 30 derecenin üzerinde, nemin yüzde 30'un altında ve rüzgar hızının saatte 30 kilometrenin üzerinde olduğu 30-30-30 kuralı olarak bilinen koşullarda yangın riski çok yüksek seviyeye çıkar." dedi.
'Kırmızı alarm seviyesinde uyarılar yapılmalı'
İklim değişikliği nedeniyle yüksek orman yangını riskinin eylül ayına kadar uzayabildiğini belirten Tolunay, meteorolojik verilerin riskin yükseldiğini gösterdiği dönemlerde alarm seviyesinin artırılması gerektiğini ifade etti.
Tolunay, 30-30-30 koşullarının yaşandığı günlerde alınması gereken önlemlere ilişkin şunları söyledi:
"Yeşil, sarı ve kırmızı şeklinde bir risk sistemi oluşturulacaksa, 30-30-30 koşullarının yaşandığı günlerde kırmızı alarm seviyesinde uyarılar yapılmalı. Uyarı yapmak tek başına yeterli değil, orman içinde veya kenarında yaşayanların alarm verildiğinde ne yapacağını bilmesi gerekiyor. Bunun bir yangın kültürüne dönüşmesi ve toplumda otomatikleşmesi lazım."
Kurutucu rüzgarlar yangın riskini artırıyor
Tolunay, kurutucu rüzgarların bitki örtüsündeki nemi azaltarak yangın riskini artırdığına dikkati çekti. Akdeniz Bölgesi'nde kuzeydoğudan esen poyraz, Karadeniz'de ise güneybatıdan esen lodos karakterindeki rüzgarların özellikle etkili olduğunu belirtti.
Rüzgarın canlı ağaçların daha fazla su kaybetmesine neden olduğunu, kuru ot ve yapraklarda kalan nemi de azalttığını aktaran Tolunay, şu ifadeleri kullandı:
"Kurutucu rüzgarlar ormanı adeta barut fıçısı haline getiriyor ancak asıl önemli etkilerinden biri, rüzgar hızının artmasıyla yangının da daha hızlı ilerlemesi."
Yangınlar insanın yürüme hızından daha hızlı ilerleyebiliyor
Rüzgarın orman yangınlarının yayılma hızındaki etkisine dikkati çeken Tolunay, 2021'deki Manavgat yangınında alevlerin bir saatte 8-10 kilometre, geçen yıl Çanakkale'deki bazı yangınlarda ise saatte 5-6 kilometre ilerlediğini söyledi.
Yangınların zaman zaman bir insanın ortalama yürüme hızı olan saatte 3-4 kilometreden daha hızlı yayılabildiğini ifade eden Tolunay, bu durumun yangına müdahaleyi zorlaştırdığını, yerleşim alanlarının korunması ve tahliye için kullanılabilecek süreyi azalttığını belirtti.
Şiddetli rüzgarların kıvılcımları taşıyarak farklı noktalarda yeni yangınların başlamasına da yol açabildiğini kaydetti.
Şiddetli rüzgar hava araçlarının müdahalesini zorlaştırabiliyor
Rüzgar hızının saatte 50, 60 veya 80 kilometreye ulaşması durumunda riskin daha da arttığını belirten Tolunay, alarm seviyesinin de buna göre yükseltilmesi gerektiğini söyledi.
Tolunay, "Bu durumda alarm seviyesi daha da yükseltilmeli. Şiddetli rüzgar, yangının yayılmasını hızlandırdığı gibi uçak ve helikopterlerin güvenli şekilde görev yapmasını da zorlaştırabiliyor. Hava araçları havalansa bile suyun hedefe doğru şekilde bırakılması güçleşebiliyor." değerlendirmesinde bulundu.
Kuru otlar yaz aylarında uzaklaştırılmalı
Orman yangınlarının önlenmesi ve alevlerin yayılma hızının azaltılmasında yanıcı madde yönetiminin önemine dikkati çeken Tolunay, bağ, bahçe ve evlerin çevresindeki kuru otların biçilerek uzaklaştırılması gerektiğini söyledi.
Orman alanlarıyla yerleşimler arasında tampon alanlar oluşturulmasının önem taşıdığını belirten Tolunay, ormana yakın yapılarda yangına dayanıklı malzemelerin kullanılmasının zorunlu hale getirilmesi gerektiğini ifade etti.
Çatı sulama sistemlerinin değerlendirilebileceğini kaydeden Tolunay, bitkilerin sulanmasının da tutuşma riskini azaltabileceğini söyledi.
Yol ve elektrik hatlarının çevresine dikkat
Tolunay, yol kenarları, elektrik nakil hatlarının çevresi, demir yolları ve yerleşim alanları gibi riskli bölgelerde kuru otların ve kolay tutuşabilecek materyallerin sorumlu kurumlar tarafından temizlenmesi gerektiğini vurguladı.
Ancak ormanların tamamındaki kuru ot ve yaprakların temizlenmesinin doğru olmadığını belirten Tolunay, bu materyallerin çürüyerek toprağa besin ve humus sağladığını ifade etti.
Çalışmaların özellikle yangın riskinin yüksek olduğu yol kenarları, elektrik nakil hatları, bina çevreleri ve yerleşim alanlarında yoğunlaştırılması gerektiğini söyledi.
Yaban hayatı yanıcı madde yükünü azaltabilir
Yaban hayatının da ormanlardaki yanıcı madde miktarının azaltılmasında rol oynayabileceğini belirten Tolunay, otçul hayvanların ot ve çalıları tüketerek yanıcı madde yükünü azaltma potansiyeline sahip olduğunu söyledi.
Türkiye'nin tür çeşitliliği açısından zengin olduğunu ancak geyik ve karaca gibi otçul memelilerin popülasyonlarının birçok bölgede yeterince yoğun olmadığını belirten Tolunay, yaban hayatının korunması ve geliştirilmesinin bu açıdan önem taşıdığını ifade etti.
Keçilerin kontrollü otlatma yoluyla bazı bölgelerde kullanılabileceğini ancak yöntemin her alan için uygun olmadığını kaydeden Tolunay, şu ifadeleri kullandı:
"Ağaçlar henüz fidan aşamasındaysa keçiler fidanlara zarar verebilir. Bu nedenle tek bir yöntemden söz etmek mümkün değil. Ana amaç yanıcı madde yükünü yönetmek olmalı. Bazı yerlerde biçme, bazı yerlerde toplama, kontrollü otlatma veya farklı yöntemler kullanılabilir."
Kritik günlerde kıvılcım oluşturabilecek ekipmanlara dikkat
Tolunay, 30-30-30 koşullarının yaşandığı kritik günlerde kaynak makinesi kullanılmaması gerektiğini belirtti.
Biçerdöver, balya makinesi ve motorlu tırpan gibi kıvılcım oluşturabilecek ekipmanlarla çalışmaya da bu dönemlerde ara verilmesi gerektiğini vurguladı.
Turistik tesislerin personelini orman yangınlarına karşı bilinçlendirmesi ve olası tahliyeler için hazırlık yapması gerektiğini kaydeden Tolunay, yangın riskinin yükseldiği dönemlerde hem kurumların hem de toplumun önceden hazırlıklı olmasının önem taşıdığını ifade etti.
Türkiye'de orman yangını tehlikesinin genellikle 1 Mayıs-1 Kasım döneminde yükseldiğini belirten Tolunay, özellikle haziran, temmuz ve ağustos aylarında meteorolojik koşulların yangınların çıkması ve yayılması açısından daha kritik hale geldiğini söyledi.
Orman yangınlarında 30-30-30 kuralı nedir?
30-30-30 kuralı, orman yangını riskinin yükseldiği üç kritik meteorolojik koşulu ifade ediyor. Buna göre;
Hava sıcaklığının 30 derecenin üzerine çıkması,
Nemin yüzde 30'un altına düşmesi,
Rüzgar hızının saatte 30 kilometrenin üzerine çıkması durumunda yangın riski çok yüksek seviyeye ulaşıyor.
Tolunay, "Hava sıcaklığının 30 derecenin üzerinde, nemin yüzde 30'un altında ve rüzgar hızının saatte 30 kilometrenin üzerinde olduğu 30-30-30 kuralı olarak bilinen koşullarda yangın riski çok yüksek seviyeye çıkar." dedi.
'Kırmızı alarm seviyesinde uyarılar yapılmalı'
İklim değişikliği nedeniyle yüksek orman yangını riskinin eylül ayına kadar uzayabildiğini belirten Tolunay, meteorolojik verilerin riskin yükseldiğini gösterdiği dönemlerde alarm seviyesinin artırılması gerektiğini ifade etti.
Tolunay, 30-30-30 koşullarının yaşandığı günlerde alınması gereken önlemlere ilişkin şunları söyledi:
"Yeşil, sarı ve kırmızı şeklinde bir risk sistemi oluşturulacaksa, 30-30-30 koşullarının yaşandığı günlerde kırmızı alarm seviyesinde uyarılar yapılmalı. Uyarı yapmak tek başına yeterli değil, orman içinde veya kenarında yaşayanların alarm verildiğinde ne yapacağını bilmesi gerekiyor. Bunun bir yangın kültürüne dönüşmesi ve toplumda otomatikleşmesi lazım."
Kurutucu rüzgarlar yangın riskini artırıyor
Tolunay, kurutucu rüzgarların bitki örtüsündeki nemi azaltarak yangın riskini artırdığına dikkati çekti. Akdeniz Bölgesi'nde kuzeydoğudan esen poyraz, Karadeniz'de ise güneybatıdan esen lodos karakterindeki rüzgarların özellikle etkili olduğunu belirtti.
Rüzgarın canlı ağaçların daha fazla su kaybetmesine neden olduğunu, kuru ot ve yapraklarda kalan nemi de azalttığını aktaran Tolunay, şu ifadeleri kullandı:
"Kurutucu rüzgarlar ormanı adeta barut fıçısı haline getiriyor ancak asıl önemli etkilerinden biri, rüzgar hızının artmasıyla yangının da daha hızlı ilerlemesi."
Yangınlar insanın yürüme hızından daha hızlı ilerleyebiliyor
Rüzgarın orman yangınlarının yayılma hızındaki etkisine dikkati çeken Tolunay, 2021'deki Manavgat yangınında alevlerin bir saatte 8-10 kilometre, geçen yıl Çanakkale'deki bazı yangınlarda ise saatte 5-6 kilometre ilerlediğini söyledi.
Yangınların zaman zaman bir insanın ortalama yürüme hızı olan saatte 3-4 kilometreden daha hızlı yayılabildiğini ifade eden Tolunay, bu durumun yangına müdahaleyi zorlaştırdığını, yerleşim alanlarının korunması ve tahliye için kullanılabilecek süreyi azalttığını belirtti.
Şiddetli rüzgarların kıvılcımları taşıyarak farklı noktalarda yeni yangınların başlamasına da yol açabildiğini kaydetti.
Şiddetli rüzgar hava araçlarının müdahalesini zorlaştırabiliyor
Rüzgar hızının saatte 50, 60 veya 80 kilometreye ulaşması durumunda riskin daha da arttığını belirten Tolunay, alarm seviyesinin de buna göre yükseltilmesi gerektiğini söyledi.
Tolunay, "Bu durumda alarm seviyesi daha da yükseltilmeli. Şiddetli rüzgar, yangının yayılmasını hızlandırdığı gibi uçak ve helikopterlerin güvenli şekilde görev yapmasını da zorlaştırabiliyor. Hava araçları havalansa bile suyun hedefe doğru şekilde bırakılması güçleşebiliyor." değerlendirmesinde bulundu.
Kuru otlar yaz aylarında uzaklaştırılmalı
Orman yangınlarının önlenmesi ve alevlerin yayılma hızının azaltılmasında yanıcı madde yönetiminin önemine dikkati çeken Tolunay, bağ, bahçe ve evlerin çevresindeki kuru otların biçilerek uzaklaştırılması gerektiğini söyledi.
Orman alanlarıyla yerleşimler arasında tampon alanlar oluşturulmasının önem taşıdığını belirten Tolunay, ormana yakın yapılarda yangına dayanıklı malzemelerin kullanılmasının zorunlu hale getirilmesi gerektiğini ifade etti.
Çatı sulama sistemlerinin değerlendirilebileceğini kaydeden Tolunay, bitkilerin sulanmasının da tutuşma riskini azaltabileceğini söyledi.
Yol ve elektrik hatlarının çevresine dikkat
Tolunay, yol kenarları, elektrik nakil hatlarının çevresi, demir yolları ve yerleşim alanları gibi riskli bölgelerde kuru otların ve kolay tutuşabilecek materyallerin sorumlu kurumlar tarafından temizlenmesi gerektiğini vurguladı.
Ancak ormanların tamamındaki kuru ot ve yaprakların temizlenmesinin doğru olmadığını belirten Tolunay, bu materyallerin çürüyerek toprağa besin ve humus sağladığını ifade etti.
Çalışmaların özellikle yangın riskinin yüksek olduğu yol kenarları, elektrik nakil hatları, bina çevreleri ve yerleşim alanlarında yoğunlaştırılması gerektiğini söyledi.
Yaban hayatı yanıcı madde yükünü azaltabilir
Yaban hayatının da ormanlardaki yanıcı madde miktarının azaltılmasında rol oynayabileceğini belirten Tolunay, otçul hayvanların ot ve çalıları tüketerek yanıcı madde yükünü azaltma potansiyeline sahip olduğunu söyledi.
Türkiye'nin tür çeşitliliği açısından zengin olduğunu ancak geyik ve karaca gibi otçul memelilerin popülasyonlarının birçok bölgede yeterince yoğun olmadığını belirten Tolunay, yaban hayatının korunması ve geliştirilmesinin bu açıdan önem taşıdığını ifade etti.
Keçilerin kontrollü otlatma yoluyla bazı bölgelerde kullanılabileceğini ancak yöntemin her alan için uygun olmadığını kaydeden Tolunay, şu ifadeleri kullandı:
"Ağaçlar henüz fidan aşamasındaysa keçiler fidanlara zarar verebilir. Bu nedenle tek bir yöntemden söz etmek mümkün değil. Ana amaç yanıcı madde yükünü yönetmek olmalı. Bazı yerlerde biçme, bazı yerlerde toplama, kontrollü otlatma veya farklı yöntemler kullanılabilir."
Kritik günlerde kıvılcım oluşturabilecek ekipmanlara dikkat
Tolunay, 30-30-30 koşullarının yaşandığı kritik günlerde kaynak makinesi kullanılmaması gerektiğini belirtti.
Biçerdöver, balya makinesi ve motorlu tırpan gibi kıvılcım oluşturabilecek ekipmanlarla çalışmaya da bu dönemlerde ara verilmesi gerektiğini vurguladı.
Turistik tesislerin personelini orman yangınlarına karşı bilinçlendirmesi ve olası tahliyeler için hazırlık yapması gerektiğini kaydeden Tolunay, yangın riskinin yükseldiği dönemlerde hem kurumların hem de toplumun önceden hazırlıklı olmasının önem taşıdığını ifade etti.






YORUMLAR