• Reklam
  • Reklam
Sibel Şen

Sibel Şen


Çocuklarda Sosyal Fobi (Sosyal Kaygı)

01 Nisan 2021 - 22:12

Günümüzde bir çok ebeveyn çocuklarının çekingen olduğundan, kendi ailesi dışında başkalarıyla iletişim kurarken diyaloğu sürdürmediğinden, tanımadığı bir ortamda yoğun kaygı ve huzursuzluk yaşadığından bahsetmektedir. Çocukların iletişim becerileri yaşamın ilk üç yılında, yaşı ile paralel olarak artış göstermektedir. Bu ilk üç yıl da, yabancı korkusu gelişimin bir parçasıdır. Fakat üç yaştan sonra genel olarak yaşıtlarıyla diyalog kurmaya ve grup halinde oyunlar oynamaya başlamaktadır. Grup oyunlarıyla birlikte paylaşıma dair kavgalar ve anlaşmazlıklar bu süreçte sosyalleşmenin bir parçasıdır. Çocuklar bu sosyalleşmeye atılan adımlarla, sosyal kuralları ve iletişim becerileri öğrenmeye başlar. İlkokul döneminde artık sosyal bir yaşam içinde olan çocukların bazıları bu döneme kolay adapte olurken, bazıları ise problem yaşayabilirler. Bu durum çocukların içe kapanmasına, sosyal ortamlarda yoğun huzursuzluk yaşamasına ve sosyal ortamlardan uzaklaşmasına sebep olabilir. Çocuk ve ergendeki sosyal fobi belirtileri, ilkokul çağlarında ortaya çıkmaktadır. 

Yapılan araştırmalarda; bireyin yaşamındaki yakın ilişkilerin onun davranışları ve gelişimi üzerinde birinci derece öneme sahip olduğu düşünüldüğünde sosyal fobiye yol açan ailesel faktörlerin de üzerinde durulmuştur. Bir araştırma da, sosyal fobisi olan bir ebeveyne sahip olmanın çocukta da sosyal fobi gelişme riskini arttırdığı yönünde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Kaygı bozukluluğuna sahip annelerin, çocuklarına yönelik davranışlarının incelendiği başka bir araştırmada ise kaygı bozukluğuna sahip annelerin çocuklarına daha az sıcak davrandıkları, özerklik konusunda onları desteklemedikleri ve onlara sürekli olarak eleştirel yaklaştıkları saptanmıştır. Yapılan çok fazla sayıda araştırmalar sonucunda; bireylerin ailelerindeki tutum da sosyal fobi riskini arttıran sebep olarak bulunmuştur.
Sosyal fobi yaşayan çocuk ve ergenlerde, psikolojik olarak bilinçdışındaki düşünce tarzları başaramama, yetersizlik, aşağılanma, eleştirilme korkularıdır. Sosyal ortamlarda ise terleme, titreme, nefes darlığı, çarpıntı, bulantı, sık idrara çıkma, baş dönmesi, kızarma, karın ağrısı, göz temasından kaçınma ve konuşmanın bozulması gibi davranışlar ortaya çıkabilir.

Çocuklarda sosyal fobinin belirtileri;

  • Sınıf ortamında söz hakkı almama (yanlış cevap vermekten yoğun kaygı duyma)
  • Cesaret, risk ve güven isteyen etkinliklerden kaçınma
  • Yabancılar ile konuşurken göz kontağı kurmama, sohbet başlatmama
  • Kalabalık sosyal ortamlara gitmek istememe
  • Özgüvende düşüklük
  • Sosyal ortamlarda yoğun huzursuzluk, sosyal beceri eksikliği hissetme
  • Bir restaurantta ya da markette sipariş verememe
Neler yapılabilir?

Öncelikle çocuğunuz sosyal ilişkilerinde eğer bir problem yaşıyorsa bunu yaşı ilerledikçe geçmesini beklemek doğru değildir. Sosyal fobi yaşayan ve çekingen çocukların ilerleyen dönemlerde; oyun bağımlılığı, insanlara hayır diyememe, akademik başarısızlık, arkadaş edinememe, depresyon gibi psikolojik sorunlara yatkınlıklarının olduğu söz konusudur.
İçe kapanıklığın ve çekingenliğin ortaya çıkışında ebeveyn tutumu çok önemlidir. Aşırı koruyucu bir ebeveyn stili ile çocuğun çözümleyebileceği durumlarda fırsat verilmediği takdirde, çocuğun pasif konumda kalması çekingenliğine ve kendine güvensizliğine zemin hazırlayabilir. Çocuğun yapabileceği sorumlulukları üstlenmesi için fırsat ve zaman tanımak gerekmektedir. Bunun yanı sıra, sürekli eleştirel bir tutum içinde davranmak da, çocuğun kendi hakkında olumsuz düşüncelere sahip olmasına sebep olacaktır. Sürekli eleştirilen, başarısı takdir edilmeyen, başkalarıyla kıyaslanan, belirli kurallar içinde davranması istenen, şiddete uğrayan, dinlenilmeyen çocukların da kendileri hakkında  ‘’ben değersizim’’, ‘’ben başarısızım’’, ‘’ben dinlenilecek biri değilim’’, ‘’ben yetersizim’’ gibi düşüncelere sahip olacaklardır. Çekingenlik ve sosyal kaygı yaşayan çocuklar, kaçtıkları durumlara karşı ebeveynleri tarafından aşırı zorlanmamalıdır. 

Okul öğretmenlerinin desteği de bu süreçte çok önemlidir, kaçınılan bu davranışlara karşı cesaretlendirici etkinlikler düzenlenebilir. Çocukların yaş grubuna yönelik, ilgili hikayelerden destek alınabilir. Sınıf ortamında eğer oluyorsa rencide edici, alay konusu davranışları engellemeye yönelik çalışmalar yapılabilir. 

Her çocuk özeldir, her ailenin dinamikleri farklıdır. Bu nedenle konuyla ilgili baş edemediğinizi düşündüğünüz noktada bir uzmandan yardım almanız büyük önem taşımaktadır. 

Sevgilerimle,
Uzman Klinik Psikolog Sibel Şen

YORUMLAR

  • 0 Yorum