YENİ NESİL GAZETECİLİK


                  

Şahin Demir

2019-04-10 13:52:51
8

YALAN TANIKLIK

Ceza yargılamasının temel amacı olan maddi gerçeğe ulaşmada göz önünde bulundurulan delillerden biri de tanık beyanıdır. Yargılamaya konu olan bir olay hakkında, bilgi sahibi olan ve beş duyusu ile edinmiş olduğu bu bilgileri yetkili makamlara aktaran kişilere tanık denir. Aktarılan bilgilerin yazıya dökülmesi ile beraber imzalanan ifade tutanağı yani tanık beyanı, neredeyse tüm ceza dosyalarında yer alan bir delildir.

Tanık, beş duyusu ile edinmiş olduğu bilgileri eksiksiz bir şekilde kendi yorumunu katmadan söylemekle yükümlüdür. Verilen bilginin delil değeri, ne anlama geldiği ve ne şekilde değerlendirileceği hususu ilgili adli makamların takdirinde olup, tanığın üzerine düşen bildiğini doğru bir şekilde anlatmaktır. Ceza soruşturma ve/veya kovuşturmasına konu olan bir olay kapsamında tanık olduğu değerlendirilen kişilerin yetkili adli makamlarca ifadesine başvurulmak üzere çağrılması halinde bu çağrıya uymak zorunludur. Aksi halde kişi adli kolluk görevlilerinin zoru ile yetkili makamlar önüne getirtilerek ifadesine başvurulabilmektedir. İstisnai bazı durumlar hariç olmak üzere tanık olarak gösterilen kişilerin bu görevden çekinme hakları bulunmamaktadır. Tanık gösterildiği halde uyuşmazlığa konu olan olay kapsamında herhangi bir bilgi ve görgüsü olmasa dahi, kişinin çağrıldığı makama giderek bu hususu belirtmesi gerekmektedir.

Her ne kadar tanıkların doğruyu eksiksiz bir şekilde söylemeleri beklenmekte ise de, zaman zaman tanık olan kimselerin verdikleri ifadeleri farklı amaçlarla gerçeğe aykırı olabilmektedir. Böyle bir durumda ceza yargılaması süreci hukuka uygun bir şekilde ilerleyememekte, sürece zarar verilerek adaletin yerine getirilmesi engellenmektedir. Amacı, maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden kurmak olan ceza yargılamasının bu amaca hizmet etmesi engellendiği için, kanun koyucu gerçeğe aykırı bir şekilde tanıklık yapan kişilerin cezalandırılacağını kabul etmiştir.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 272. maddesinde düzenlenen yalan tanıklık suçunun işlenebilmesi için, hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapmak gerekir. Bu tanımlamadan anlaşılacağı üzere yalan tanıklık suçunun işlenebilmesi için öncelikle bir kişi hakkında hukuka aykırı fiili nedeniyle başlatılan soruşturma olmalıdır. Daha sonra bu soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde ifade vererek tanıklık yapılmalıdır. Ve nihayet yapılan tanıklık ile beraber bilgi ve görgüye dayalı olarak açıklanan beyanların gerçeğe aykırı olması gerekir.

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında adli kolluk görevlileri olan polis ve/veya jandarmanın tanık dinleme yetkisi bulunmamaktadır. Adli kolluk görevlileri ancak ifade sahibi, bilgi sahibi şeklinde kişileri dinleyerek yazılı beyanlarını alabilirler. Ancak bu işlem kanun nazarında tanık delili olarak kabul edilmemekte ve zaten kişilerin adli kolluk görevlilerine verdikleri ifadelerinde kendilerine yemin verdirilememektedir. Bu kapsamda adli kolluk görevlileri huzurunda verilen ifadelerde gerçeğe aykırı beyanda bulunularak yalan tanıklık yapıldığı iddiası hukuka uygun değildir. Yalan tanıklık suçunun işlenebilmesi için ancak ve ancak tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı beyanda bulunulmalıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında adli süreç içerisinde tanık dinlemeye yetkili kişi veya kuralların ise, Cumhuriyet Savcısı, Hakim ve mahkeme olduğunu söyleyebiliriz.

 Türk Ceza Kanunu’nun 272. maddesinde tanımlanan yalan tanıklık suçu kamu düzenini ilgilendirdiğinden, suçun soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı değildir. Suç için kanunda öngörülen yaptırımın temel şekli dört aydan bir yıla kadar hapis cezası iken, suça ilişkin nitelikli haller gerçekleştiği takdirde öngörülen ceza çok daha fazla olabilmektedir. Örneğin 272. maddenin 6. fıkrası kapsamında aleyhine gerçeğe aykırı bir şekilde tanıklıkta bulunulan kimsenin ağırlaştırılmış müebbet hapis yahut müebbet hapis cezasına çarptırılmış olması halinde yalan tanığa yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezası verilebilmektedir.

Gerçeğe aykırı bir şekilde verilen her ifade yalan tanıklık suçunun oluşması için yeterli değildir. Bu suç ancak kasten işlenebilen bir suçtur. Dolayısıyla tanık olarak beyanda bulunan kişinin ifadeleri arasında çelişki olması yahut anlattıklarının somut delillerle çelişmesi her zaman suçun oluşması için tek başına yeterli değildir. Bu suçta özellikle failin yalan söyleme yani gerçeğe aykırı beyanda bulunma kastıyla hareket etmesi gerekir. Kişinin olayları farklı anlayıp bir yanlış anlaşılmadan kaynaklı olarak gerçeğe aykırı verdiği ifade her ne kadar objektif olarak yalan tanıklık suçunun işlendiğini gündeme getirebilecekse de, böyle durumlarda suçun manevi unsuru olan kast unsuru gerçekleşmediğinden kişiler bu suçtan cezalandırılamaz.

Adaletin sağlanması için maddi gerçeğe ulaşmak gerekir. Bu gerçeğe ulaşmada her bireyin tanık olarak ifade verdiği olaylara ilişkin tüm bildiklerini doğru ve eksiksiz bir şekilde anlatması büyük önem arz etmekte olup; olayların yanlış anlaşılması yahut olayların algılanmasındaki hatalar nedeniyle yalan tanıklık suçu ile karşı karşıya kalan kişilerin de bir hukukçudan yardım alarak savunmalarını yapmaları kendi menfaatlerine olacaktır.

Av. ŞAHİN DEMİR

(sahindemir@msn.com)