YENİ NESİL GAZETECİLİK


                  

Savaşkan İlmak

2019-02-19 23:52:17
1137

Güvenmekten vaz geçecek değiliz!

85 yaşında bir avukatın mesleğiyle ilgili her türlü hâli deneyimledikten sonra çıkarımı şu olmuş:

‘Bütün davalar, birbirine güvenen insanlar arasında geçer.’

Nokta!

Gerçi yazının henüz başında konan bu nokta, çok erken konmuş bir nokta oldu; ama ufak bir ekleme sanırım bu sözü biraz daha anlaşılır kılar: ‘Halihazırda birbirine güvenmekte olan insanlar değil, bir zamanlar birbirine güvenmiş insanlar’ arasındadır bütün davalar… Dolayısıyla diyebiliriz ki geleceğin davaları da bugün birbirlerine çok güvenen insanlar arasında geçiyor olacak…

90’larda Kuzey Kıbrıs’ta öğrencim olmuştu sevgili Çağın Öztenay. Şimdi ülkesinin genç ve başarılı avukatlarından, aynı zamanda önemli spor yöneticilerinden biri. ‘DumDum’ dediğimiz Dumlupınar futbol takımına birlikte gönül verdiğimiz sevgili Çağın’a bu güzel anekdot için teşekkür ediyorum.

Tabii Çağın’ın 85 yaşındaki emektar meslektaşına da…

Müthiş bir tespit yapmış!

***

Umarım uğramanız hiç gerekmemiştir; ama eğer oldu da ‘tanık’ sıfatıyla bile yolunuz düştüyse illaki görmüşsünüzdür; ‘mahkemeler’ tıka basa doludur Türkiye’de.

Ve hakikaten bazen bizzat, bazen de avukatları aracılığıyla birbirlerinin yakasına sarılarak ‘adalet arayan’ o insanlar, çok kısa süre önce birbiriyle aile kurmuş, iş ortaklığı yapmış, ticaret yapmış, bir hukuk oluşturmuş insanlardır:

Karı kocalar…

Ev sahipleri ile kiracılar…

İşçiler ve işverenler…

Tüccarlar ve müşterileri…

Hatta -Turgenyev’in klasikleşmiş o harika romanındaki gibi-‘babalar ve oğullar’ bile…

Ve ne trajiktir ki babalar ile oğullarının birbirlerinin canına okuduğu davalarda, tıpkı Turgenyev’in romanındaki gibi, bir taraf sağduyuyu ve töreyi, diğer taraf ise bütün töre ve gelenekleri yok sayma mücadelesini temsil eder.

Ama bunlardan hangisini babanın, hangisini oğulun temsil ettiği; coğrafyaya, kültüre, koşullara göre, ‘daha doğrusu davaya göre’ değişiklik gösterebilir.

***

Eğer çalışan, yöneten, fikir üreten, birileriyle rekabet eden, yeni yaklaşımlar ve yeni yollar ortaya koyan, zaman zaman klasik yollara itiraz eden, her fırsatta inovasyonun altını çizen biri iseniz, işinizi ne kadar nizami ve ne kadar yasal yoldan yaparsanız yapın, Türkiye’de gittikçe yaygınlaştığını gözlemlediğimiz ‘şikâyet kültürü’ ya da ‘organize olmuş tam donanımlı dolandırıcılık şebekeleri’ içerisinde mutlaka size de bir meteor çarpar ve kendinizi hiç ummadığınız bir anda mahkeme kapısında bulursunuz.

Bu kadar net!

Ama işin trajik tarafı, siz davacı iseniz karşınızdaki davalı, siz davalı iseniz bu kez de karşınızdaki davacı, muhtemelen sizin yakın geçmişte çok güvendiğiniz biri olur.

Başa döndük değil mi?

‘Bütün davalar, birbirine güvenen insanlar arasında geçer.’

Ama bu gerçek, artık hiç kimseye güvenmeyeceğimiz anlamına gelmiyor. Elbette başkalarına, birbirimize güveneceğiz; ilişkiler kuracağız, ticaret yapacağız, iş bağlantılarımız olacak…

Ama bir yandan da ihtiyatlı olacağız.

İnternet ortamında hakimler, savcılar, avukatlar rehberi mottosuyla karşımıza çıkan adalet.info’nun 2016 verilerine göre  ‘her gün’ ceza mahkemelerinde ortalama 4371, hukuk mahkemelerinde ortalama 6807, idari yargıda ortalama 2296 ve toplamda her gün ortalama 13bin 474; dolayısıyla her yılın adli tatil ve hafta sonları hariç yaklaşık 230 iş gününde ortalama 3 milyon 99 bin dava dosyasının açıldığı Türkiye Cumhuriyeti’nde ihtiyatlı olmakta ve güvendiğimiz insanlar karşısında bile bu ihtiyatı fazla elden bırakmamakta yarar var.

Ama bu asla insanlara güvenmekten vaz geçeceğimiz anlamına gelmiyor.

O halde Almanların dediği gibi:

‘Güven, kontrole mâni değildir!’