YENİ NESİL GAZETECİLİK


                  

Teoman Matlum

2018-08-16 08:35:00
1236

Son Tahlil

Değerli okurlar, yaklaşık bir senedir bu sütunda ekonominin gidişatıyla ilgili yazılar yazıp, sizlerle paylaşıyorum. Çünkü iktisatta ekonomik verileri farklı şekilde yorumlayabilirsiniz. Özellikle sözlü ve yazılı basında bu konuyla ilgili bir çok haberi hep birlikte takip ediyoruz; “Ekonomimiz Dünya’da büyüme rekoru kırdı. İstihdam alınan önlemlerle arttı, işsizlik çok şükür azaldı. Cari açığımız düşme eğiliminde. Güçlü ekonomimiz parmak ısırtıyor.  Yanlı Moody’s (kredi derecelendirme kuruluşu) haksız yere kredi notumuzu düşürdü vb.”

Bugün geldiğimiz noktada Türkiye ekonomisi gerçekten ne durumdadır? Bu yazımda sizlere dilim döndüğünce anlatmaya gayret edeceğim.

%

2015

2016

2017

2018

2018 Açıklama

Büyüme

6,1

3,2

7,4

7,4

1. Çeyrek

Enflasyon

8,81

8,53

11,92

15,39

Haziran

USD/TL Kuru

2,74

3,03

3,65

4,82

Temmuz

Gösterge Faiz

11,15

10,63

13,40

20,44

Temmuz

Cari Denge/GSYH

-3,8

-3,8

-5,5

-6,2

Mayıs

Bütçe Dengesi/GSYH

-1

-1,1

-1,5

-2,5

Yılsonu Tahmin

Kredi/Mevduat Oranı

117,2

117,4

119,7

121,4

Temmuz

CDS Primi (Risk durumu)

273

273

165

313

Temmuz

 

Öncelikle yukarıdaki tabloyu birlikte inceleyelim. Ekonomimizin 2017 ve 2018 birinci çeyrek büyüme hızı %7,4 olarak görülmektedir. Türkiye’nin ortalama büyüme hızı (1923-2017) % 4,8, 2. Dünya Savaşı yıllarını çıkarırsak -ki çoğu ekonomist bu yılları analizlerinde koşullar gereği ayrı tutar-  Türkiye'nin ortalama büyüme oranı % 5,6’dır. Yani 7,4 büyüme oranıyla ortalamanın üzerinde büyümüşüz. Aynı zamanda tabloda enflasyon oranının arttığı, döviz kuru, faiz, cari açık, bütçe açığı ve risk durumunun yükselmiş olduğu görülmektedir.

Bu veriler ışığında ilk sorulacak soru şudur, “bu kadar büyüme iyi bir şey mi?”

Bir ekonomi potansiyel büyüme hızından fazla büyürse, aynı bir sporcu gibi ciddi efor sarfedip, kendini zorluyor demektir ki, bu da kalp atışlarının, vücut ısısının ve hararetinin artması anlamına gelmektedir. Nasıl bu sporcu uzun bir müddet bu performansını devam ettiremezse, ekonomide bu şekilde sürekli gitmez. Yani bu büyüme sürekli olarak sürdürülemez.

Peki gelinen bu noktada sonuçta 2017 yılında ve 2018 birinci çeyrekte bu büyüme oldu. Önemli olan bize etkisi ne oldu?

Ekonomi potansiyel büyüme hızından daha hızlı büyüdüğünde kısa dönemde toplam talep artar. Arz-talep grafiğinde görüldüğü gibi talep D1’den D2’ye yükselerek arz kapasitesini aşar. Dolayısıyla bu durumda fiyatlar artmaya başlar ve enflasyon yükselir. Enflasyon artışını dizginleyebilmek için faiz arttırımına gidilir. Bu cari açığı ve bütçe açığı olan, aynı zamanda risk algısı yüksek olan ülkelerde ancak geçici bir rahatlama sağlar. Yapılması gereken arzı arttırmak (grafikteki S ekseni) yani üretimi arttırmaktır. Üretimi arttırmak için, ya yeni yatırımlar yapılmalı, ya da mevcut üretim kapasitesi arttırılmalıdır. Bir diğer yöntem de ithalatı arttırmaktır.

Yeni yatırımlarla üretim kapasitesini arttırmak için ek sermaye gereklidir. Sermayedarlar önünü görmeden, özellikle yüksek enflasyon, dolar kuru, faiz, bütçe açığı, cari açık ve risk durumunda yeni yatırımlara girmezler.(Böyle bir durumda yerli para değer kaybeder, kur artışı ortaya çıkar. O da enflasyonu tekrar tetikler ve artışa neden olur. Merkez Bankası bu durumda müdahale eder ve faizleri arttırır. Faiz artışı yatırımların önünü keser ve büyüme düşer.) Geriye mevcut üretim kapasitesini arttırmak ya da ithalat kalır. İmkanı olup mevcut üretim kapasitesini arttıranlar işçi alarak istihdam artışı sağlarlar ve işsizlik oranı düşer. Ancak arzın bir müddet sonra talebi karşılaması durumunda talep düşmeye başlar ve eski kapasiteye dönmek için bu seferde işçi çıkarmaya başlarlar ve işsizlik yeniden yükselir. Kaldı geriye son şık, o da ithalat yapmak. Bu durumda da cari açık artmaya başlar. Ekonomimizde olanlar da yukarıda anlattığımdan pek farklı değil.

Peki biz o zaman neden bu kadar büyüdük  ve bedeli ne oldu?

Değerli okurlar, ekonomide tüm parametreler dengeli olmalıdır. Herhangi bir parametrenin hızlı artması ekonomide sıkıntıları da beraberinde getirir ve diğer parametreleri bozar.

Dış borcumuz yaklaşık 185 milyar dolar ve cari açığımız 50 milyar dolara dayanmış durumda. Toplam 235 milyar dolara ihtiyacımız var. İşte bizim gibi üretim girdileri (petrol, doğal gaz, hammadde ve ara mal) ithalata dayalı, katma değer üretimi olmayan ülkelerde yüksek büyümenin bedeli budur.

IMF, Türkiye ekonomi raporunda bu konuyu belirtmiş ve yakın zamanda büyüme hızımızın düşeceğini söylemiştir. IMF ne demiş bir kenara bırakalım, ancak bir gerçek var ki, o da büyüme hızının düşürülmesi gerekliliğinin kaçınılmaz olduğudur. Yapılması gereken ekonomide yapısal tedbirlerin bir an evvel alınması ve hayata geçirilmesidir.

Taşıma suyla değirmen ne zaman dönmüş ki.....